İki erkeğin dramında küçük bir “Yol Ayrımı”

Yavuz Turgul sinemasını hepimiz az çok biliriz.

Bilge, orta yaşlı veya yaşlı bir erkek-ki bu hep Şener Şen’dir- ona nazaran daha genç, çömez, anı yaşayıp günü geçiren, ama kısa yoldan köşeyi de dönmek isteyen bir erkeğin beraber yaşadıkları dramı, dostluğu, hayat karşında beraber öğrenme süreçlerini izleriz bu büyük auter yönetmenin filmlerinde. Yeşilçam’da kariyerine başlayıp, oradaki büyük ustaların yanında yetişen Yavuz Turgul, bir Yeşilçam eleştirisi, iğnesi olan ‘Muhsin Bey’ filmiyle başlar bu furyaya. Eşkıya’nın da öncülüdür bu film zaten, bunu sıkça kullanılan Beyoğlu ve Beyoğlu çatıları motiflerinden de anlarız.

Yavuz Turgul kariyerine Yeşilçam’da başlayıp oradaki büyük ustaların yanında yetişmiştir.

Çektiği diğer filmler; Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gölge Oyunu, Eşkıya, Gönül Yarası, Av Mevsimi ve tabi son filmi Yol Ayrımıdır. Bunlar dışında Arabesk, Çiçek Abbas, Züğürt Ağa, İkinci Bahar ve Kabadayı gibi yapımlarda yönetmen olmasa da sanki ondan izler görürüz, benzer temalar, imgeler vardır onlarda da hep. Çünkü karşımızda onun sinemasının demirbaşı Şener Şen vardır. Hep merak etmişimdir acaba Eşkıya’dan Şener Şen’i çıkarsak yine de filmin bu destansı gerçekçiliği devam eder miydi?

Eşkıya demişken, bu filminde, adalet için ağasına başkaldırmış, bu modern İnce Memed uyarlamasında, Şaki Baran’ın bu epik anlatısında Yavuz Turgul öldü denilen Türk Sinemasına yeniden milyonları toplamayı başarmıştır. Üstelik o zamanlar bu denli avm sineması da yoktur. Böyle bir ortamda bizlere de müthiş bir başyapıt bırakmıştır. Ancak bu hafta izlediğim Yol Ayrımı Filminde Yavuz Turgul’un çizgisinin biraz dışına çıktığını gördüm. Filmde otoriter ve baskın bir şirket sahibi ve aile reisi olan Mazhar Bey, insansı ilişkileri pek de umursamaz, hayatı hep bir yükselme mücadelesi olarak görürken, geçirdiği trafik kazası sonrası bir değişime uğrar, kendi şirket hisselerini işçilerine devretmek, daha önce kovduğu işçilere yardım etmek ve tüm bunlar için şirket çatısı altında bir vakıf kurmak için mücadele eder.

Yavuz Turgul filmlerinde Şener Şen bir demirbaş adeta

Ama karşısında zorlu bir karşıt grup vardır; annesi ve ailesi…

Önce ailesinden uzaklaşıp evi terkeder, eski bir okul arkadaşının evine yerleşir sonra işten çıkardığı, oğlu hasta olan bir kadın işçisiyle yakınlaşır, dostluk kurar. Sıfırdan yükselip bir imparatorluğa yükselmiş şirketin sultanı, Mazhar Bey’in validesi ve ailenin diğer fertleri de elbette bu duruma tavır alırlar. Artık iki kutbun mücadelesi film boyunca sürer. Bu arada Yurttaş Kane’in “Rosebud” adlı kızağına benzer bir bisiklet metaforu da film boyunca sürer gider.

Filmde beni şaşırtan bazı eksiklikleri ne yazık ki söylemeden edemeyeceğim. Filmde Mazhar Bey’in annesini oynayan Çiğdem Selışık’ın Mazhar Bey’in yaşına yakın olması ve yine aynı oyuncunun tiyatral abartılı oyunculuğu beni film boyunca rahatsız etti. Yine karısını oynayan Ruhsar Öcal’ın özellikle Mazhar Bey’in evden gidişinde aniden verdiği sığ ve yapmacık tepki filmin gerçekçi havasından beni uzaklaştırdı.

Büyük bir ailenin büyük “Yol Ayrımı”

Senaryoda altyapısı kurulmadan birden gelişen olaylar, klişe ve uzun melodramvari diyaloglar ve bazı atlamalar ise beni en çok şaşırtan şeylerdi. Yılların kurt senaristi Yavuz Turgul -Tosun Paşa da bu senaryolar arasındadır ve bu senaryoyu yazdığında henüz yirmili yaşlarının başındadır- sanki bunları bilerek yapmış gibiydi. Çok katmanlı filmlerin aksine, eski Yeşilçam filmlerini seven, toplumun genel, düşük eğitimli kesimini sinemaya çekmek için yapılmış kasıtlı bir hareket gibi geldi bana bu senaryo yapısı. Bunların dışında elbette oyunculuk gene mükemmeldi. Hani derler ya Şener Şen’in ölüsü bile izlenir, biz Şener Şen’in dirisini gene mükemmel bir şekilde izledik. Canlı bir sanat formuydu O.

Rutkay Aziz’i de unutmamak lazım, o da yine bizi kendine hayran bıraktırdı. Sanki filmin öyküsünde, işçi hakları, hayatı olduğu gibi masumane yaşamak gibi samimi konular işlense de ben yine filmde en çok bu iki erkeğin epiküryen dostluğundan etkilendim. Yavuz Turgul bence en iyi yaptığı şeyi yine çok iyi yapmıştı. İki erkeğin dostluğunu ve onlara her filmde eşlik eden, umut olan bir kadın karakteri.Bu filmde de Nihal Yalçın’ı Mazhar Bey’in eskiden kovduğu işçisini, çok güzel işlemiş.

Şener Şen ile Rutkay Aziz

Filmle ilgili okuduğum eleştirilerin birinde, sonunda Şener Şen’in de biber gazı yediğiyle alakalı bir yazı okudum, ben bu eleştiriye katılmıyorum. Yavuz Turgul her filminde, ağalık-marabalık, ezen-ezilen, kadını sömüren –kadına hak ettiği değeri veren, düzen-düzülen halk ilişkilerini işlememiş miydi? Sadece burada İffet filmini göz ardı edemeyiz. Bu tecavüzü ve kadın sömürüsünü kamera teknikleriyle meşrulaştıran iğrenç filmin senaristi de ne yazık ki Yavuz Turgul’du. Bu onun için elbette hep kara bir lekeydi ve öyle de kalacak. (İlgilenenler Serpil Kırel’in belirttiğim makalesine bakabilirler.)

Bu filmin kamera tekniğinden de bahsetmek istiyorum. Görüntüde yine Yavuz Turgul’un filmlerinden tanıdığımız Eşkıya’ nın da görüntü yönetmenliğini yapmış Uğur İçbak vardı. Kompozisyonlar özenle hazırlanmış, ışık abartılmamıştı. Sabit görüntüler dışında her zaman olduğu gibi Stedycam sahneleri de vardı, bunlar da filme bir dinamizm katmış. Filmin son sahnesinde kullanılan sıcak ışıkla bizde filmden mutlu ayrıldık. İki erkeğin dramında küçük bir yol ayrımı yaşansa da genel hatlarıyla güzeldi. Umarız ki senelerce Yavuz Turgul-Şener Şen filmleri izlemeye devam ederiz.