Mor rengin yolculuğu:The Color Purple

Alice Walker’ın Pulitzer ödüllü romanı The Color Purple, 1985 yılında Steven Spielberg yönetmenliğinde beyaz perdede seyirciyle buluştu. Film Celie adında siyahi kadının başından geçenleri salt bir şekilde anlatmakla kalmıyor, hala daha var olan problemleri de yüzümüze vuruyor. Feminizm temelli olan The Color Purple, şiddet ve ırkçılık konularını da çarpıcı bir şekilde ele alıyor.

Karanlık başlayan The Color Purple’in sonunda mora dönen öyküsü

The Color Purple, küçük Celie’nin tanrıya yazdığı günlükle başlar.

Celie: ‘’ Dear god, i am fourteen years old. I have always been a good girl. Maybe you can give me a sign letting me know what is happening to me.’’

Celie küçük bir kasabada babası ve kız kardeşiyle yaşar. Kız kardeşi Netti ile birbirlerine oldukça bağlı olan Celie, çok küçük yaşlardan itibaren babasının istismarına maruz kalır. Babasından çocukları da olan Celie, babasının çocuklarını satması nedeniyle çocuklarını hiç görmez.  Bu görmeyiş ve özlem zaman ve zamanın getirdikleriyle gittikçe katlanamaz bir hal alacaktır.

The Color Purple : Celie ve Shug

Film Celie’nin babasının onu yaşlı bir adama satmasıyla daha da karanlığa döner. Celie artık sadece istismar edilmekle kalmayıp, duygusal ve fiziksel şiddete de maruz kalır. Uzun yıllar devam eden bu karanlıkta Celie birtakım olaylar sonucunda kız kardeşinden de ayrılmak zorunda kalır. Karanlık uzun yıllar devam ederken Celie’nin kocası, sevgilisi Shug’ı getirir. Shug, Celie’nin tam tersi oldukça baskın bir kadın karakterdir.  Kadınların ruhsal yönüne de detaylı ve etkileyici bir şekilde yer veren The Color Purple, Celie’nin  çirkin diye yaftalanan gülüşünü  Shug’ın desteğiyle elleriyle kapatmadan özgürce ve cesurca göstermesine kadar işlenir.  Gülüşün ve gökyüzünün karanlığa teslim olmayışının haykırışı kendini yükselterek sıkmadan bizlere tesir eder.

Şiddetin her türlüsünü yaşayan Celie, Shug’ın desteğiyle yaralarını iyileştirir. Tabi filmde Celie kadar Shug’ın da etkileyici bir hikayesi vardır. Hikâyelerin iç içe geçtiği filmi sadece mutsuzluk, umutsuzluk kördüğümünün nasıl çözüldüğünü görmek için bile izlemelisiniz.

Oprah Williams’ın da küçük bir rolde ama büyük bir etki bıraktığı The Color Purple filminde, ırkçılık Williams’ın oynadığı karakter üzerinden işleniyor. Acı olan şu ki; izlerken gözlerinize hâkim olamayacağınız sahnelerde, ırkçılığın halen daha var olduğu hatta şiddetini gittikçe artırmasıdır. Sofia’nın  (Oprah Williams) zamana ne yazık ki ayak uyduran öyküsü sizi  etkileyecektir.

Celie ve Nettie

Filmin yer yer komedi ve müzikal unsurları da barındırmasının yanında hikâyenin akıcılığı ve oyunculukların doğallığının birleşmesi, saatin nasıl geçtiğini anlamamanızı sağlıyor.  Celie’nin ve etrafındakilerinin hikâyelerini derinlemesine inceleyip, izlemenizi öneririz.

Mor rengin gücüne yakından tanık olun!

 

( Anlatılandan çok daha şey içerdiğini biliniz.)