Bir peruk ne kadar hüzünlü olabilir?

Bir peruk ne kadar hüzünlü olabilir? Peruğu hüzünlü kılan nedir? Peruk neyin imgesidir? Kutluğ Ataman’ın “Peruk Takan Kadınlar” isimli enstalasyonundan sonra beni en çok hüzünlendiren, peruk imgesini mükemmel bir şekilde kullanmış sanat eserinden bahsediyorum. Yalçın Tosun’un “Peruk Gibi Hüzünlü” kitabından.

“Peruk gibi hüzünlü” kitabının yazarı Yalçın Tosun

  1. Sait Faik Hikâye Armağanı’na ve 2011 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’ne layık görülen, güncel Türk Edebiyatının belki de en önemli öykü kitaplarından olan “Peruk Gibi Hüzünlü” toplamda 4 bölüm ve 16 öyküden oluşuyor.

“çocuklar tekinsizdir, annelerse uçurum;

olur olmaz düşülür”

Muzaffer ve Muz isimli öykü ile giriş yaptığımız ilk bölümde öyküler küçük yaşlardan itibaren hayatın zorlu yanlarını görmeye mahkûm edilmiş gerek annesiyle gerek babasıyla mücadele etmek zorunda kalmış çocukların hikayelerini anlatıyor. Bir aşk ne kadar masum olabilir? Bir kalıp beyaz sabun neden gerekir? Burnunu karıştıran bir çocuk annesini ne kadar utandırabilir? Bir doğum günü hediyesi vermek ne kadar zordur?

“Peruk gibi hüzünlü” kitabından alıntılar

Kulağımıza soru sormanın gerekliliğini fısıldayan Tosun, kitabında küçük insanların küçük hikayelerini, büyük hüzünlerini anlatmış. Her öykünün sonunda boğazınıza oturan bir yumru ile bitmesin diye kenara bırakılan kitap ve sonsuz bir merak. Sonu çabuk gelen bir döngüde okuma alışkanlığınızı da etkileyecek olan Tosun mutluluk vaat etmiyor.

“bitmemiş her sevişme, paslı bir iğne gibi

doğrudan kalbe yürür”

Hantal Köpek isimli öykü ile başladığımız ikinci bölümse sevişmenin halleri, bitişleri, bitemeyişleri, utançları, cinselliğin halleri, başlayamaması, arzunun vurgunu gibi arttırılabilecek çeşitli konulara değiniyor.

Konulara değinmekle kalmayıp dişe dokunur şeyler de söyleyen bu öyküler, oto-sansür altında kalmış birçok yazarın yanında, beyaz camın dışına çıkmayı başarabilmiş bir zihinden neler çıkabileceğini de gözler önüne seriyor. Tek yönlü birlikteliklerin yanı sıra, bedenlerin çeşit çeşit, duyguların birçok şeyden bağımsız olduğunu, aşkın hallerini bir bir anlatıyor.

Bir köpek neden öyle bakar? Bir şehir sözleşmeleri neden bitirme kararı alır? Bir arkadaş ne kadar tuhaf olabilir? İnsan ne kadar zamanda âşık olur?

“söz bitimi gibidir, odanın her köşesi

bir kuşatma büyütür”

Belki de kitabın en vurucu öykülerinden olan Onat’ın Odası öyküsüyle odanın her köşesinin ne kadarda boğulmaya müsait olduğunu sezdiğimiz, değişenin sadece zaman olmadığını gördüğümüz, değişmeyenin ne kadar acı olduğunu da her zerremize dek hissettiğimiz bu bölüm kitabın en duygusal bölümü. Ne kadar uzun bir sessizlikte boğulabilir ki bir karakter?

Onat’ın odasında siz olsanız ne yapardınız? Bir baba ne kadar aşağılık olabilir? Reddedilmenin reddetmeye mutlak etkisi nedir? Çocukken ki mutluluğumuzun gerçekten köfteyle alakası var mıdır? Alt dudağınızın titremesine engel olamayacağınız bu bölüm, kaskatı kalpleri bile duygusal yoğunlukta kendini kedi yavrusuna sarılır gibi hissettirecek, karakterlere sarılıp saçlarını okşama isteği uyandıracaktır.

“gece sona ermeden, peruk takan birini

öpmezsem yaram büyür”

“Ferda’nın Unuttuğu” öyküsüyle ilk girişini yaptığımız bu bölüm zannımca kitabın artık bitmesin diye her gece tek bir öykü okuyarak devam edeceğiniz bölümüdür. Benim için kitabın en etkileyici öyküsü bu bölümde bulunuyor. “Madam Marini’nin Tamamlanmış Bir Resmi” isimli öykü kitabın son öyküsü

Ferda unuttuğunu hatırlayınca ne kadar hüzünlendi acaba? Bir sarı çanta olmasa ne yazar? Muhayyel’in aradığını bulması neyi değiştirecek? Madam Marini neden beni bu kadar hüzünlendirdi?

Sorduğu tehlikeli soruların yanı sıra, derin okyanuslardan boğulmadan geçen okuyucuyu bir kaşık suda boğmaya yemin etmiş satırlarla tek nefeste okuyacağınız, bitirdiğiniz güne lanet edeceğiniz, keşke daha olsaydı diyeceğiniz bir kitap.

Mabel Matiz’in 2013 yılında bölümlerin başındaki dört satırdan oluşan şiirden oluşan şarkısını da kitapla beraber dinleyebileceğiniz, ustalardan Sevim Burak’a bir saygı niteliğinde olan öykü ile yolu uzatabileceğiniz, Aysel Gürel’i yad etmeden geçemeyeceğiniz bu kitap 2011 yılında yaptığı ilk baskıdan sonra şu an Yapı Kredi Yayınlarından 6.Baskı ile okuyucuyla buluşmaktadır.

Peruk gibi hüzünlü bir kitap okuyucuyu bekliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Site İçi Yorumlar
  • Vera Chytilova : Daisies filmi üzerine bir inceleme Bi' Bilenn1 sene önce
  • […] Yazarımızın bir önceki ” Bir peruk ne kadar hüzünlü olabilir?” yazısını okumak için tıklayınız. […]