Slumdog Millionaire: Kültür ve küreselleşme bağlamında film analizi

Slumdog Millionaire; klasik Hollywood anlatı yapısıyla kurgulanmış, melodramik özellikleri ve müzikleri bakımından ise Hint Sineması’nın genel, prototip özelliklerini bünyesinde barındıran melez bir yapımdır her yönüyle. Melezliği arada kalmışlığı, sıkışmışlığı, sistemin herkesleştirerek ötekileştirip bireyi minör karaktere (Ulus Baker) dönüştürmesini gösterir bizlere.

Eski bir İngiliz sömürgesidir Hindistan. İçerisinde birçok etnik unsur, din, dil, barındırır bu koskocaman fakir ülke. Bağımsızlığını geç kazanmış ama nüfus, tarım ve analitik zekâ potansiyelinin yüksek olmasından dolayı hızla sanayileşmiş, ’modernleşmiş’’, emperyalist güçler için büyük bir pazar olmuştur. Böyle bir ortamda da elbette hep ikilikler, arada kalmışlıklar, olamamaklar karşımıza çıkar.

Slumdog millionaire filminde bir yanda dilenciler, kitleler, trafik bir yanda oteller, saraylar ve lüks hayat motifleri işlenmiş.

Bir yerde uçsuz bucaksız gecekondu mahalleleri bir yerde gökdelenler, çok uluslu şirketler …  Alt kesimden bir bireyin üst kesim hayatına geçmesi için iki şansı vardır. Ya Salim gibi mafya olup suça bulaşarak ya Camal gibi şans oyunlarının yardımına sığınarak. Tıpkı Kızıl ve Kara romanının baş karakteri Julien Sorel’ de olduğu gibi.

Film boyunca kültürel kodlarla, yerelden ulus ötesine, bireyin sıkışmışlığına dair bolca metafor kullanılır. Önce Camal bir film yıldızından imzalı fotoğraf almak uğruna lağım çukuruna dalmayı göze alır.  Bu medyatik imajların ‘’lümpen’’ kesim için ne kadar önem arz ettiğinin ve kapitalist bilinçdışı bırakmanın göstergesidir.

Filmde sıkça gördüğümüz trenler, emperyalist ulus ve şirketlerin sömürmek için kurduğu sistemin en büyük delilidir. Camal’ın çalıştığı büyük telekomünikasyon şirketi, daha öncesinde çalıştığı hamburgerci, mafya tarafından kendilerine sunulan Coca Cola … Hepsi küreselleşmiş dünyanın, bireyle olan ilişkisi üzerine altı kalınca çizilmiş metinleridir.  Bir yanda dilenciler, kitleler, trafik bir yanda oteller, saraylar ve lüks hayat vardır.

Ama galiba filmdeki en büyük metafor, medyanın gücü, kültür endüstrisi(Adorno) ve hegemonya (Gramsci) gibi kavramları akıllara getiren “Kim milyoner olmak ister?” isimli TV programıdır. Program milyonları karşısına alır. Sunucu Hint halkının çoğunluğundan çok farklı bakımlı, şatafatlı elbiseleriyle, beyaz tenli ve İngiliz aksanıyla konuşan bir çokbilmiş tiplemesindedir. Ve bir şirkette çaycı olan Camal, hiç örgün eğitim almamış olan Camal, bütün soruları hayat tecrübesiyle bilip, film boyunca ulaşmak istediği arzu nesnesi Latika’ya kavuşur. Kötü kardeş Salim ölmek uğruna onlara yardım eder ve kefareti simgeler. Filmde kolluk kuvvetler devletin ideolojik temsilcileridir. (Althusser) kendi vicdanlarından sıyrılıp devlet adına düşünürler. Medya ile birlikte yeniden üretime, kapitali devam ettirmeye hizmet ederler.

Slumdog Millionaire ; Camal & Latika

Raymond Williams “Kültür sıradandır” der. “Kültür herkesi sarmalar, eğer çok çalışır aklını kullanırsan böyle bir sistemde zengin ve güçlü olursun ama bunu devam ettirmek için diğerlerini umursamaman gerekir. Ortada aydın diye biri yoktur. Emperyalizm hayranı zengin ve onun gibi olmak isteyen fakir vardır. Politik ideoloji tektir başka görüşe izin vermez. Hakikat ise ortalıkta hiç gözükmez.”

Herhalde filmin en ironik yanı İngiliz bir yönetmenin filmi birinci sinema unsurlarıyla çekip, kültür endüstrisinin en büyük fabrikası olan Hollywood’un, gerçekliği kırıp onu Disneyland’a çeviren film endüstrisinin (J. Baudrillard), akademi ödüllerinden birçok ödül alması olmuştur.