1900 Efsanesi

 ”Hepimiz bir geminin içinde değil miyiz?”

Masalsı bir sinema şöleniydi izlediğim. Nasıl Tarkovsky ve İran sineması için ”şiirsel” diyorlarsa ben de 1900 Efsanesi  için ”masalsı” kelimesini kullansam çok bilmişlik taslamış olmam umarım. Ulus Baker’in belirttiği gibi,’ bildiğimiz çok az şey var ve onları farklı farklı sunup duruyoruz şu hayatta’. Cennet Sineması filminden tanıdığımız Guısppe Ternatore’un sineması da benim için masalsıydı işte.

Klasik ve sıralı bir yapıyla ilerler 1900 Efsanesi, içinde sırları, fantazyayı barındırarak.

Film bir gemide doğup, annesi, babası, vatanı, milliyeti, dini, siyaseti, ön yargıları hatta bir ismi bile olmayan 1900 adlı çocuğun esrarengiz hayatını irdeler. Karaya hiç ayak basmamış bu çocuk, bu gemide öğrenir hayatı ve en iyi yaptığı şey olan piyano çalmayı. (Bu yazıyı yazarken Bach’ın piyanosunu dinlemenin hazzını yaşıyorum,tabii ki Youtube reklamları eşliğinde.) Film baştan sona müzikal bir şölendir. Başroldeki Tim Roth’un oyunculuğu bizi masallara inandırdığımız gibi inandırır filme. Mekan tasvirleri çok hoş, sinematografi enfestir.

1900 efsanesi

Yavaşça ve sürekli akan kamera, müzikle müthiş bir uyum içerisindedir. Bu montaj estetiğinin de başarıyla kullanıldığının kanıtıdır. Ana mekanımız gemi hep Amerika ve Avrupa arasında bu ”lanetli yüzyılın” başında git gel yapar. İnsanlar bu hayaller ülkesinin toz pembe ecesini gördüklerinde ”It’s Amerikaaaa” diye bağırırlar İtalyan aksanlarıyla. Onlar lobide dans eden birinci sınıf yolculardan farklıdır, çoğu köyünden fabrikasından dışarı hiç çıkarmamıştır başını, gemiden hiç çıkmamış 1900 gibi. Ama gittikleri daha devasa ve global bir köy değil midir? (McLuhan) ya da daha çalımlı bir fabrika?

Filmin en hoş sekanslarından biri caz kralı olarak bilinen siyahi maestro ile 1900’ün yaptığı piyano düellosudur. Burada aklımıza Adorno’nun şu sözü gelir; ”Caz,zencinin köleliğe başkaldırısından çok, olsa olsa yarı üzgün yarı sızlanmacı boyun eğişidir.” Bir alıntı daha yapmak istiyorum TV yerine pencereden bulut seyreden Ulus Baker’den ” blues dinleyin benim için ,hüzündür geriye kalan.”

1900 efsanesi

Son olarak filmin felsefesini açığa çıkaran baş karakterden birkaç replik paylaşmak istiyorum;

”Bu bir sır ve sırlar saklanmak içindir.”

”Hep müzik yaptım, bombalar yağdığında bile.”

”Beni durduran gördüklerim değil görmediklerim.”

”Orada binlerce cadde var.”

1900 efsanesi

”Kara benim için fazla büyük bir gemi.”

”Bu seksen sekiz tuş üzerinde yapabileceğim müzik sınırsızdır.”

”İyi bir öykün olduğunda ve onu anlatacak bir kimsen oldukça gerçekten işin bitmemiştir.”

”Hepimiz bir geminin içinde değil miyiz?”

Felsefeyi , durağan, buram buram kendini belli eden , antiklasik yapıya sahip bir filmle okumaktansa; bu masalsı filmin alt katmanlarında aramak daha hoş olmaz mı? Benle aynı fikirdeyseniz filmi izlemenizi öneririm.

Muhsin YARBA ve Furkan MERAL’e bana bluesu sevdiren adamlara.

İlginizi çekebilir: Aganta Burina Burinata – Halikarnas Balıkçısı