Sabahattin Ali ve kadın hikayeleri; Yeni Dünya

Sabahattin Ali ; bir Balzac romanı, bir Puşkin romanı, gözlük, saat ve Aliye Hanım’ın bir fotoğrafının sığacağı çanta ve meskeni dağlar olan yazar ve şair.

Şehirlere alışamadı belki de şehirlere alışmayı hiç istemedi. Hayatının hiçbir bölümünde uzun uzun şehir hayatı yaşamamış, her daim yolda olmuş olan Sabahattin Ali. Taşra hayatına dair çok şey söylüyor ve kalemini sivriltmekten de geri kalmıyor ve ortaya bir şaheser çıkartıyor.

Yeni Dünya isimli 1943 yılında basılan, çok şey düşünen ve söyleyen öyküler barındıran kitap, taşra insanını ve taşra hayatını -aslında gerçek hayatı- görmemizi sağlıyor.

Sabahattin Ali

“Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku… Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim.”

S. Ali

Şehirlere alışamadı, taşradan vazgeçemedi. Taşlı, topraklı, asfaltsız köy yollarından sarp kayalıklara, köy eğlencelerinden öğretmenlik anılarına çok geniş bir zaman ve mekân dağılımıyla kitap Anadolu hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Sadece fikir sahibi olmakla kalmayıp aslında memleketin ne denli zor dönemler geçirdiğini, savaş yılları sonrası toplumun ve yöneticilerin durumu konusunda Sabahattin Ali kalemini hayli cüretkâr kullanıyor.

Yazarın 1936 ile 1942 yılları arasında gazete ve dergilerde yayımlanmış 13 hikâyesinden oluşan kitap, her öyküsündeki ana karakterle toplumun bir kesimine can vermekle birlikte küçük hayatlar, yaşanmamışlıklar, toplumun dışladıkları, dışlanmak zorunda bırakılanları ve bir çok ötekinin sesi oluyor.

Hayatta acıdan başka şeyler de olduğunu bilen, mutluluğun da hayatın bir parçası olduğuna inanır Ali. Taşrada mutluluğu görememiş olsa gerek ki acıların katmerlendiği öyküleri insanın içini dağlamaktadır.

Hanende Melek, Hasan Boğuldu gibi filmleştirilen öykülerinin de olduğu “Yeni Dünya” kitabı Sabahattin Ali’nin en içe dokunan kitabıdır. Anadolu’nun dört bir köşesinde başından geçen anılarını anlattığını sandığımız ama kurmaca öykülerin gerçek-kurgu arasında ne kadarda ince bir çizgi olduğunu fark edeceğimiz, geçmişin şimdiye ne denli uzun yolculuklar sonrası evrildiğini göreceğiniz bir kitap olan Yeni Dünya geçmişimizden miras kalmış belge niteliğinde bir kitaptır.

 Anadolu kadınının her daim güçlü ve bağımsız olmasını ister Sabahattin Ali.

Sanki kitabında Anadolu kadınının ne denli göz ardı edildiğine şahitlik etmemizi istiyor. Toplum tarafından da göz ardı edilen kadın hikâyelerini anlatmasıyla, Anadolu kadınını daha yakından tanımamızı da sağlıyor.

Dönemin “dezavantajlı grupları” üzerine öyküler barındıran, kimi zaman kardeşlerine bakmak zorunda kalan bir çocuğun hikayesiyle, kimi zaman âşık bir yörük kızının acılarıyla, kimi zaman kuma olmak zorunda kalmış kadınların ortak nefretleriyle dertleneceğiniz aslında Anadolu’nun ne kadar kapalı bir toplum olduğunu, şehirli insanı aforoz etmeye ne kadar müsait bir yapıya sahip olduğunu da göreceğiniz kitap Anadolu’yu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

“Hayatının sonbaharındaki bir kadının trajedisi olarak da ifade edebileceğimiz Yeni Dünya çarpıcı sonuyla, içindeki şamatayla, toplumsal tahlilleriyle, romana sığacak bir konunun 14 sayfada anlatılabilmesiyle okunmayı, hakkında yazılar yazılıp seminerler verilmeyi hak ediyor.”* sözleriyle Sabahattin Ali’nin Yeni Dünya öyküsünün yazarın doruk noktası olduğunu söyleyen Saliha Yadigar’a katılmakla birlikte kitabın bütününün yazarın doruk noktası olduğunu düşünmekteyim.

Sabahattin Ali

Sen meramını anlatamamışsın herhalde, oğlum!’ dedim. Meram anlamayana nasıl anlatırsın, beyim!’ diye yüzüme baktı.

Sufsata/Yeni Dünya-S. Ali

Sabahattin Ali Yeni Dünya kitabı ile tüm meramını anlatmış aslında ama okumak istemeyene nasıl anlatabilir değil mi? Geçmişi, toplumun nerelerden geldiğini, Anadolu insanını, Anadolu kadınını, Anadolu’yu; tanımak, anlamak isteyen herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum.

* https://bit.ly/2EZFl7N Saliha Yadigar/Sabahattin Ali’nin Şaheseri: Yeni Dünya

İlginizi Çekebilir: Bir DİZİ öneri: Okkupert/Occupied