Birlikten edebiyat doğar! Mine Çakır, Banu Tozluyurt, Esra Akalın ve bi’ arkadaşın başına gelenler…

Bu hafta bir değil tam 3 ilham perim var! 3 değerli kadın, 3 değerli yazar, 3 değerli sosyal sorumluluk gönüllüsü.  Bi Arkadaşın Başına Gelmiş  kitabının fikir anneleri, derleyenleri ve baş yazarları Sevgili Mine Çakır, Banu Tozluyurt ve Esra Akalın. Röportajımızda “bazı arkadaşların başına gelenlerden” bahsettik, size de ilham olması dileğiyle…

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Banu Tozluyurt: İstanbul’da doğup büyüdüm. İnsanları, insanla ilgili, insana ait olan her şeyi çok seven ve yine insanla ilgili iş yapan bir okur yazarım. Şirketlere şirketlere yönetim, satış, iletişim konularında eğitimler verip yönetim danışmanlığı yapmaktayım. “Dut Ağacı” adlı roman türünde ve “Hayat Çocukla Güzel” adlı deneme türünde iki kitabım var. Pamuk adlı köpeğimiz, Mia adlı kedimiz ile kızım ve eşimle bir hayat sürüyoruz.

Esra Akalın: Ben Konya doğumluyum, ortaokuldan beri de İstanbul’daydım. 10 yılı aşkın iki farklı firmada pazarlama alanında çalıştım. İkinci kızımın doğumuyla birlikte çocuk odaklı bir işe yatay geçiş yaptım; anaokulu işletmeciliğine. Sonra onlar büyüyünce bende yeni bir şeyler yapmak için bir kıpırdanma başladı. Yazmayı, yazarak anlatmayı hep çok severdim. 5 yıl önce Mine ile metin yazarlığını profesyonel olarak yapmaya başladık, firmalara basın bülteni, röportaj metni, konuşma metni, tanıtım metni gibi içerikler sağlıyoruz. Mine ile bir de çocuklara her şeyin en güzelini, en doğru şekilde sunabilme kaygısıyla bir çocuk kitabı serisi yazıyoruz; adı Ottoloyo. 8 kitap olarak planladığımız serinin 2 kitabı raflarda.

Mine Çakır: Ben doğma büyüme İstanbulluyum. Tam 19 yıl farklı markalara emek verdim; ürün müdürü yardımcılığı ile başlayıp pazarlama müdürlüğü ile devam eden beyaz yakalı kariyerime, eşimin yurtdışı görevi sebebiyle zorunlu bir ara verdiğimi sanırken Esra ile metin yazarlığına başladık. Yine aynı dönemde, Esra’nın bahsettiği ve ülkemizi, değerlerimizi eğlenerek tanısınlar diye yazmaya başladığımız Ottoloyo doğdu.  Uzaylı minik Ottolar gezegenlerinin kayıp liderini bulmak üzere Türkiye’ye geliyorlar ve ipuçlarını takip ederek onu arıyorlar. Her ipucu bir tarihi esere götürüyor. Marmara ve Karadeniz bölgelerini yazdık, şimdi Ege bölgesini yazıyoruz. Benim de 2 oğlum var, bir de afacan mı afacan bir kedimiz.

bi arkadaşın başına gelmiş

Bi Arkadaşın Başına Gelmiş projesi nasıl ortaya çıktı? Motivasyonunuz neydi bu projeyi yaparken?

Banu Tozluyurt: Babaya yazılmış mektuplardan oluşan İmza: Kızın, kocaya, eski kocaya ya da sevgiliye yazılmış mektuplardan oluşan İmza: Karın ve içimizde kalanları söylediğimiz İmza: Ben çok özel bir üçlemeydi. Sosyal sorumluluk misyonunun yanı sıra, kadın kadına bir araya gelerek hem anlattık rahatladık hem dinledik ilham aldık. Birlikte bir şey ortaya koymak o kadar keyifli bir şey ki, biz biraz dinlenince önceki kitaplarda yer alan yazarlar “hadi yeni bir şey yok mu?” demeye başladılar. Hiç yazamayıp, içinde kalanlar ise alesta bekliyorlardı zaten. Biz de daha fazla bekletmeyelim, yeniden bir ortak güzellik ortaya koyalım dedik.

Esra Akalın: Kitabın konusu, İmza: Ben’in Ankara lansmanında çıktı. “Devamı gelsin mutlaka” diye konuşurken, Gülden (Görgülü Güler) bir arkadaşının başına gelen komik bir hikaye anlattı. Biz de gülüştük, hep bir arkadaşın başına gelir zaten diye. Ve böylece yeni kitabın tohumunu atmış olduk.  İmza üçlemesinde de kitabın gelirlerini farklı derneklere bağışlamıştık. Bu sefer de kanser konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan, kanser hastalarının ve yakınlarının bu süreci daha kolay geçirmesine yardımcı olan Kansersiz Yaşam Derneği ile kesişti yollarımız. Kansersiz Yaşam Derneği’nin  çok önemli bir projesi var; Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji Bölümünü yapıyorlar. Kitapla oluşturulacak kaynak da hem bu hastane için, hem de İstanbul’un en büyük Devlet Çocuk Kemik İliği Nakil Ünitesi ve Servisi teknik donanım ve fiziksel şartlarını iyileştirme projesine aktarılacak.

Mine Çakır: Ben İmza üçlemesinde ismen yoktum ama geri planda gerek duyuru sunumunun hazırlanması, gerekse yazıların okunmasında yer almıştım. Uzaklardan gönül desteği vermiştim bir anlamda. Aslında yazılarım da var. Bunda artık perde arkasında kalmayıp, ortaya çıkayım dedim. Banu ve Esra da perdeyi benim için araladılar.

Yani motivasyonumuz, birlikte bir şeyler yapabilmek ve kadın olarak ortaya güzel ve faydalı eser çıkarmaktı. Biz bu kolektif kadın kitaplarıyla “Kadın kadının kurdudur” sözünü yalancı çıkartıyoruz. Kadınlar gerçekten dokundukları şeyi hem güzelleştiriyor hem de çoğaltıyorlar. O yüzden yarışmak yerine birleştiklerinde mucizeler gerçekleştiriyorlar.

Karşılaştığınız en büyük zorluk ne oldu proje boyunca?

Esra Akalın: Aslında her kitapta biraz daha tecrübelendiğimiz için artık pek zorlandığımızı söyleyemeyeceğiz. Hatta Banu bu dönemde Kanada’da olduğu için ortak bir karar alınması gerektiği zaman, saat farkları zorlar mı diye düşünmüştük ama kendisi tek gözüyle uyuduğu için o da sorun olmadı.

Mine Çakır: Yayınevimiz çok destek verdi, Kansersiz Yaşam Derneği keza öyle. Hatta yazarlarımızdan da yardım teklif edenler oldu sürekli. Biz kendi aramızda da güzel iş bölümü yaptık. Anlayacağınız bize zor gelen hiçbir şey yaşamadık.

Banu Tozluyurt: Benim zorlanmak değil de mahcup hissettiğim anlar oldu, yurtdışında olduğum için. Toplantılara Esra ve Mine ile katılamamak, onlara destek olamamak her ne kadar onlar hiç hissettirmese de beni zaman zaman üzdü.

bi arkadaşın başına gelmiş

Sizce neden hep bi arkadaşın başına geliyor bu olaylar? Türk kadını neden susuyor? Bu konuda neler yapılmalı?

Banu Tozluyurt: Yaşadıklarımızı söyleme cesaretimiz yok çünkü söylediğimizde yargılanıyoruz, ötekileştiriliyoruz, hor görülüyoruz. Türk kadını üzerinde sürekli bir “güçlü olma” “mükemmel olma” baskısı var. İyi anne olmak, iyi iş kadını olmak, iyi eş olmak, iyi vatandaş olmak ve tüm bunları yaparken örf, adet, geleneklerle uyum içinde olmak. Kitabın içinde ensest, taciz hikayeleri var. Söylesenize hangi kadın çıkıp bunu açıkça dile getirir, getirdi diyelim etrafında gerçek dost, gerçek eş, gerçek akraba kaç kişi kalır?

Türk kadını aslında geçmişe baktığınızda, bugün eskisi kadar susmuyor en azından bu kitapta isim vermeden de olsa yazma cesaretinde bulunan çok değerli yazarlarımız var. Yapılması gerekenlerin başında toplum olarak karşımızdakini yargılamadan kabul etmek gerekiyor. Ne zaman ki karşımızdakini kendi değerlerimizle değil, onun yaşadıkları ile dinlersek çözülme, barış, sevgi kelimeleri işte o zaman gerçek anlamda konuşulacak. Bunun için de özellikle çocuklarımızı bu değerlerle yetiştirmek gerekiyor.

Türk kadınına gerekli desteği nasıl vermeliyiz? Susmaması, utanmaması için neler yapmalıyız?

Esra Akalın: Banu’nun da söylediği gibi kadınları/erkekleri karşımızdakini kendi gözlüğümüz ya da kulağımız ile değil onun gözlüklerini ve kulaklarını takarak dinlemeliyiz. Kız çocuklarının eğitimine, erkek çocukları ile kız çocuklarının eşit şartlarda yetişmelerine özen göstermeliyiz. Özellikle büyük şehirlerde kadınlara yapılan eğitim, sohbet, kültür etkinliklerini Anadolu’ya daha çok götürmeliyiz. Tüm bunların da ötesinde kadının iş gücüne katılımını desteklemeliyiz. Evinde çetik ören, pasta yapan, dolma saran, keçeden çanta yapan bir kadının bunları paraya dönüştürmesine destek olmalı, ilham olmalıyız, onları desteklemeliyiz. Miktarı önemli değil, kendi parasını kazanan kadının hayata bakışı, duruşu değişiyor.

Bi Arkadaşın Başına Gelmiş

Bu soruyu hemen her ilham perime soruyorum, her birinin farklı bir yanıtı oluyor. Kadın girişimci olmanın avantajları/dezavantajları neler sizler için? Negatif ya da pozitif bir ayrımcılık gördünüz mü hiç? 

Banu Tozluyurt: Ben zaman zaman damarıma basıldığını hissediyorum. Proje tekliflerimde, sunumlarımda bazen, “kadın başınla bu işin altından nasıl kalkacaksın” bakışları hatta sözel tacizleri hissediyorum. Ya da ben yaptığım işlerde para kazanırken, kadın olduğum için, “bak bir de para kazanıyor” denirken aynı işten eşim kazandığında, “erkek adam, ev geçindiriyor, helal olsun” deniyor. Kadın girişimci olmanın en büyük avantajı, her tür detayı önceden görüp, senaryolarını hazırlayıp, başıma gelecek her şeye hazırlıklı olabiliyorum.

Esra Akalın: Aslında her zaman her işte destekleyenler de köstekleyenler de oluyor, olacak da. Zaman zaman bu projede de ufak tefek olumsuzluklar yaşandığında, kulağımızı olumsuzluklara tıkayıp hep şöyle dedik birbirimize, “Bizimle aynı yöne bakanlarla yürümeye devam.” Böyle yapınca her şey daha kolay oluyor.

Mine Çakır: İnsan aynı yöne bakanlarla bir araya gelince birbirinden güç de alıyor. Bu kitap için de birimiz demoralize olduysa, diğerimiz toparladı, birimiz yorulduysa, diğerimiz bayrağı devraldı. Kadın kadının kurdu da olabilir tabii, ama biz yüzümüzü “kadın kadının en büyük desteğidir” diyenlere döndük.

Yakınlarda başka projeler var mı?

Mine Çakır: Kolektif kitaplar adına yine imece usulü çok güzel bir konu yakaladık. Ama “Bi’ Arkadaşın Başına Gelmiş” daha çok yeni. Güzel bir amacı var, önceliğimiz bu amacı en iyi şekilde gerçekleştirmek.

 Bi’ Arkadaşın Başına Gelmiş sosyal medya hesapları:

Instagram

Twitter

Facebook

İnkılap Yayınevi

Bi’ Arkadaşın Başına Gelmiş incelememizi okumak için tıklayın.