Aşk nedir? Neden aşık oluruz? Her şey Eros’un suçu mu?

Aşk denildiğinde aklınıza gelen sorular nelerdir?

Ben en çok aşkın görünen yüzünün arkasındakileri merak ederim. Aşkın görünen yüzü tarifim; dizlerinin bağının çözülmesi, düşüncelere dalıp gitme, ondan başka bir şey düşünememek, sürekli yanında olma isteği, kalp çarpıntısı, uyuyamama, iştah azalması, yüz kızarması gibi… Daha da artırabileceğimiz birçok cümleyi içerir.  Aşkın görünmeyen yüzünü düşünürken de kendime sorduğum bazı sorularım var benim. Gelin beraberce bilimin, sosyologların, psikologların, psikiyatristlerin, filozofların ve şairlerin gözüyle kafamızdaki soruları cevaplayalım…

Aşk nedir? 

Aşkın kesin sınırlarla çizili bir tanımını yapmamız mümkün değil. Herkesin kendine ait bir aşk tanımı vardır. Aşk, sosyal antropologlara göre “cinsel bir tutkudur. Şairlerin özlemli ve duygulu şarkılarıdır.” Psikologlara göre, “aşk hem normal hem de nörotik olmaktır, yaratıcı ve yıkıcıdır.” Filozoflara göre, “Aşk erkekler için başkadır, kadınlar için başka. Ama herkes için iyiliğin ve kötülüğün, güzelliğin ve çirkinliğin başlıca kaynağıdır.”

aşk

Can Yücel’e göre;

Sebepsiz sevmektir aşk, nedeni olmadan bağlanmak birine.

Gözlerine baktığında erimektir içten içe,

Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle

Hatta sarılamamaktır utançtan,

Çünkü utanmaktır sevmek aslında,

Sevmek nedir aslen?

Ölmek mi uğruna?

Yaşamak mı onunla?

Sevmek mi ömür boyunca?

….

Neden aşık oluruz? Aşkı başlatan şey nedir?

Birbirini hiç tanımayan bazen tamamen başka ailelerden gelen ve farklı eğitimi olan iki kişinin aşk yaşaması… Bazı kişiler ilk görüşte aşık olur, bazıları da yıllarca aşkı arar durur. Aşkı başlatan “şey” nedir? Sadece karşıdaki kişinin çekiciliği, dış görünüşü veya davranış biçimi mi bunda etkili? Yani aşık olmak için karşı tarafın yakışıklı veya güzel ve bunun yanında çekici olması gerekli mi? Son zamanlarda yapılan bilimsel araştırmalar, çiftlerin aşkın başlangıcında bunlardan çok ilk karşılaşmalarında elde ettikleri izlenimin ve duyguların çok önemli olduğunu gösteriyor. Bu ilk karşılaşma sırasında her iki taraf da birbirini çocukluk çağında elde ettikleri ve artık bilinçaltında depolanmış bulunan kusursuz arkadaşın özellikleri ile karşılaştırır. Bu kusursuz arkadaş özelliklerine bir uyum sağlandığında da aşkın ilk kıvılcımları oluşur.

aşk nedir

Aşkın kimyası nedir?

Bilinçaltında depolanan kusursuz arkadaş özelliklerine uygun biriyle karşılaştığımızda aşkın ilk kıvılcımıyla birlikte kimyası da işin içine giriyor. Uyarılan beyin ile aşkın ilk fazı olan büyüleyici fazda feniletilamin, dopamin ve norepinefrin salgılıyor. Feniletilamin, aşkın molekülü olarak tanımlanıyor. İlk görüşte aşktan sorumlu kimyasal. Görsel uyanlar salınımını arttırıyor. Aşkta ortaya çıkan gözbebeklerinin büyümesi, karında kan çekilmesine bağlı kramp tarzı duygu, dudaklarda ve cinsel organlarda kanlanmanın artması gibi etkilere neden oluyor. Aşk gülücüklerinin nedeni ve bulutlar üzerinde yürüyor gibi hissetmemizin kimyasalı. Cazibe, heyecan ve her şeyin iyi olduğu duygusunda rol oynar. Romantik filmler seyretmek feniletilamin düzeylerini yükseltiyor. Belki de insanların ilk aşklarını hep hatırlıyor olmalarının sebebi, bu kimyasalın salınımının en yüksek olduğu an olabilir ve böylece bu beynimize kazınıyor olabilir. Dopamin; beynin “ödül kimyasalı” olarak da bilinir. Aşık olunan kişiye karşı ilgi ve dikkatin artmasına neden olur. Dünyamız o kişi üzerine odaklanır. İlk aşkın başlamasında; hiperaktivite, kısa süreli hafıza, uykusuzluk, konuşkan, coşkulu, öforik ve seksi olma, gıda alımının azalması, dopamin etkilerine bağlanıyor. Aşık olduğumuz kişiyi düşündüğümüzde salınımı artar.

Feniletilaminde, mesolimbik dopamin salınmını artırır. Norepinefrin; aşkta kalp atış hızından sorumludur.

Aşık olmak ruhsal bir hastalık mıdır?

Bir anlamda evet! Ama bu, aşk yaşamayın anlamına da gelmiyor elbette. Psikolog Helen Fisher’e göre aşk bir “takıntılı olma” hali. Olayın temel ekseninde bu var. Kontrol edilmesi veya önüne geçilmesi çok zor. Bazı psikiyatristler aşk halini obsesif kompulsif bozukluk(OKB) ve gerçeği değerlendirmenin bozulduğu kısmi psikotik süreç olarak da açıklayabiliyorlar. Böyle düşünmelerini aşk ve bu hastalıklarda olan beyindeki kimyasal değişimlerin benzer olmasıyla açıklıyorlar. Kimyasal benzerlikler OKB ve Aşk da serotonin düşüklüğü, gerçeği değerlendirmenin bozulduğu kısmi psikotik süreç ve aşk da dopamin artışı. İtalya Pisa Üniversitesi’nden Psikiyatrist Donatella Marazziti de araştırmış. Marazziti, ruhsal dengeyi sağlayan serotonin hormonunun kandaki miktarını incelemiş… Psikiyatristin vardığı sonuca göre aşık olanlarda serotonin miktarı normal değerin yüzde 40 altında. Zaten dengede olmayan ruh hali, bir de sevdiğinden yoksun kalırsa, iyice altüst oluyor. Depresyon, korku ve anksiyete ortaya çıkıyor.

aşk

Aşk ile seks ne kadar iç içedir?

Aşk ile seksin ilişkisi tabularımızla ilişkilidir. Ruhen ve bedenen sekse hazır aşık iki olgun insanın çeşitli tabular yüzünden seksten uzak durması; içinde bir şeylerin eksik kaldığı aşktır. Seks aşkın tek temeli olmamakla beraber mutlaka yaşanması gereken bir durumdur. Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Sungur romantik bir aşkın cinsel arzuları arttırdığını, aşkın cinsellikten haz almanın garantisi olduğunu ve “aşkla yapılan seks ziyafet gibidir, aşksız olan ise sıradan bir yemektir” cümleleri ile aşkla seksin ne kadar iç içe olduğunu çok güzel tanımlıyor.

 

Ezgi Akyürek

Aile Danışmanı

Zihin Eğitim ve Danışmanlık yönetici ortak