The two of us : Le vieil homme et l’enfant

Geçmişten gelen bu sesi duyunuz. Geçmişten gelen bu sesi duymalısınız.

Nazi işgali altındaki Fransa’da, anti-semitik yaşlı bir adam ve Yahudi bir çocuğun birlikte yaşamasını konu alan film tabularımızı yıkmayı kendine görev edinmiş. Hayatın göremediğimiz bir aslı var ve bu film gerçek hayatta geçiyor, aslında özlemini duyduğumuz o alternatif evrende.

Neden bir filmi izleriz? Aslında bu soruya hiçbirimiz cevap veremeyiz. Bu filmi izledikten sonra sinemanın gerçekten de ne denli önemli olduğunu çok daha iyi anlayacaksınız.

Claude Berri’nin yönetmenliğini yaptığı 1967 yapımı Le vieil homme et l’enfant filmi savaş zamanlarından kalma hoş bir anıya odaklanarak geçmişten beri en önemli sorunlarımızdan biri olan ötekinin hayattaki konunu irdeliyor.

thw two of us

            Paris’te Nazi işgali altında yaşamakta zorluk çeken aile, çocukları Claude’u arkadaşlarının taşrada yaşayan babası Pépé Dupont’nun yanına gönderir. Yahudi bir ailenin çocuğu olan Claude anti-semitik ihtiyardan özünü saklamak zorunda kalmasını odağına alan film, önyargılarla donanmış bir ihtiyarın tabularının ne kadar gereksiz olduğunu bize gösteriyor. Yapay nefretlerin yaşamı ne kadar zorlaştırdığını gördüğümüz bu filmde mutlu olmak için aslında önemli olan benzer köklerden gelmek değil, tabusuz bir hayat yaşamak olduğunu tüm incelikleriyle bize anlatıyor. Bu film, yaşadığımız hayatı bizim için anlamlı kılıyor.

            Farklılıklarımızla güzel olduğumuzu vurgulayan film, savaşın doruk noktasında bir çocuğun hayatını gözlemlememizin yanı sıra şehirde ve taşradaki yansımalarını da kavramımızı sağlıyor. Hayatın, kurmaca yanını da gösterirken bunu yapay dünyada mutluluğu bulamayacağımızı, gerçeğin çok başka yerlerde olduğunu anlamamızı istiyor.

            Zıtlıklar üzerine kurduğu evrende, bizi birleştiren şeylerin aslında farklılıklar olduğunu gösteren, hayatın güzel anılar biriktirmek için yaşanması gerektiğini vurgulayan yönetmen, bize gelecek nesillere anlatabileceğimiz bir miras bırakmış.

the two of us
The two of us

            Sevgi her şeyden bağımsızdır. Sevgi kural, tabu, önyargı tanımaz. Dede-torun ilişkisi üzerinden hayatın güzelliklerini görmemizi sağlayan film günümüzde de yaratılmaya çalışılan nefretlere karşı durmak için izleyiciye güç veriyor. Zamansız olmasını hem konusundan alan film hem de mekân seçimleriyle istediği bu duygu evrenini çok rahat bir şekilde yaratıyor. Kurgulanmış bir dünyada geçiyormuş izlenimi veren film, bu cenneti yaratmak için nelerden vazgeçmemiz gerektiğini de bize sunuyor.

            Gençliğin verdiği toyluk ve yaşlılığın getirdiği yorgunluk üzerinden bu hayat döngüsünün kısalığının yanı sıra, savaş ortamı ile de hayattaki birçok olgunun manasızlığını da gözler önüne seriyor.

            Muazzam güçlü bir görsel anlatıma sahip olan film, final sahnesinde bizi boğazımıza oturan bir yumruyla baş başa bırakıyor. Hayatta bağlarımızı kuvvetlendiren şeylerin seçim şansımız olmadan sahip olduklarımız değil, paylaşımlarımız olduğunu, birlikteliklerin ortak paylaşımlar üzerine kurulduğunu gösteriyor.

            Yaşadığımız coğrafyadan dolayı da çok tanıdık olduğumuz nefrete farklı bir açıdan bakmamızı sağlayan The Two of Us filmi alternatif hayatın mümkünlüğünü kavramamızı sağlıyor. Berri’nin başyapıtlarından biri olarak gösterilen film izleyen herkesin en sevdiği filmler listesine girmeyi de başaracaktır.