Beklemek…

Beklemek şu hayattaki en zor zanaatlardan biridir. Zanaat diyorum çünkü herkes kaldıramaz bu yükü, herkesin şu hayatta mutlaka beklediği bir şeyler- birileri vardır. Ama benim beklemekten kastettiğim bir asker anasının oğlunu beklemesi, birinin sevdiğini beklemesi gibi. Bir de zamanı belli olmayan bir şeyi beklemek, örneğin; gitmeyi beklemek, birinden haber almayı beklemek, seni üzen şeylerden ve kişilerden hesap sormayı beklemek. Bazen bu tür şeyler için beklemek gerekir, zamanı belli olmasa da sabırla beklersin. Belki 2 hafta belki 3 ay belki de yıllarca… hani hedefi olmayan bir insan bir şeylerin ona gelmesini bekler ama ne zaman geleceğini bilmez bu yüzden sadece bekler, bekledikçe hayalleriyle beraber geleceğini de erteler. İşte insanın içindeki bu belirsizlik zamanla yorar insanı, yılarsın, bıkarsın, bunalır sıkılırsın ama beklersin olsun diye, geldin diye. Bu bunalışların sıkılışların sonunda vazgeçme düşüncesi belirir, beynin de işte bu düşünceye kapılır da vazgeçersen eğer her şeyi sil baştan alırsın ama bu sırada daha çok yorulursun. Sonra durup düşündüğünde beklemeye devam etmen gerektiği kararını alırsın.

Bir de vazgeçtiğin her ne olursa olsun vazgeçtiğin andan itibaren yeni bir başlangıç yapmak zorunda kalırsın, tabii buna gücün yeterse…