Bir moda yolculuğunun hikayesi

Bazı yollar çok engebeli!

Aranızda yürüdüğüm zorlu yolları, keskin virajları, çiçekli durakları merak edenler oldu. Ben de biraz anlatayım istedim uğradığım bu küçük köyleri, tenha sokakları, muhteşem deniz manzaralarını.
Aynı yolları farklı ayakkabılarla yürüyecek olanlar var, farklı yolları yürüyüp aynı dönemeçlerde duracak olanlar bir de, belki de yolu hiç benim yürüdüklerime benzemeyecek ama sonu aynı denize çıkacak olanlar… Yolumuz nereye giderse gitsin hepimizin kalbinde aynı şey var aslında; istemek, çok istemek! Eğer istersen tüm yollar, kalbinde gördüğün o muhteşem manzaraya çıkacak çünkü.

Çocukluğumdan beri en büyük tutkumdu aslında moda. İnanır mısınız bilmem ama bebekliğimde bu çocuk ne olacak acaba diye yaptıkları diş buğdayında bilin bakalım neyi seçmişim kendime? Makas! Şimdilerde önüme gelen her şeyi kesip biçip kendime uyarladığım o muhteşem araç.

Benimki büyük bir hayal olsa da aslında kendimi bulduğum yaşlara kadar hiçbir adım atmadım moda uğruna. Kendimi tanımaya başladığım yıllarda da neyi, nasıl yaparım da bir arabaya atlayıp yola çıkarım peşindeydim.

Aslında bi’ kitapçıda başladı bu kararlı adımlar; bir kitap okudum ve hayatım değişti derler ya, o cinsten… Şimdilerde hayatta olmasa da hala adıyla marka olan çok ünlü bir modacının hayatına dair bir kitap gördüm rafta, hem de ilk basım! Ben kitabı görüp heyecanlanınca, yanımda olan arkadaşımdan “ne yani o kadar ünlü bi’ modacı mı olacaksın?” diye gülünce bendeki heves geldiği gibi kaçtı tabi. Ardından pişman olmuş olacak ki aynı gün o kitabı bana hediye etti ve hala baş ucumda duran o kitabı, başladım okumaya…

Kitap bitti, zaman aktı geçti. İlk heyecanım olan moda okuluna gittim ve kendi kendimi kaydettirdim. Öyle doğuştan gelen muhteşem çizim yeteneği falan yok tabi, sabah akşam demeden çalışıyorum. Zaman zaman yok olmayacak deyip vazgeçtim. Kimi zaman “ayy oldum ben!” deyip coşku içinde devam ettim. Sonra yeniden çok zor bu iş, benden olmaz diyerek vazgeçtim. Arada sırada hiçbir şey yapmadan boşladım, bazen günlerce sadece koleksiyon hazırladım. Ama aslında vazgeçmeye yüz tuttuğum zamanlarda bile hiç pes etmedim.

Moda okulundan mezun olana kadar moda okuluyla üniversiteyi hep bir arada götürmüşken mezuniyet sonrası işler değişti. Bol güneşli bir bahar günü üniversitenin bahçesinde çimlere uzanmış çizim yaparken “bir dakika ya ben neden buradayım?” dedi içimdeki biri. O an düşündüm de aslında okula devam etmem benim yürüyeceğim yola hiçbir katkı sağlamayacak tam tersi yolumdan saptırıp süreci uzatacaktı. İşte o gün üniversiteyi bırakma kararı aldım.
Başlarda ailem çok sıcak bakmadı tabi bu duruma; ailelerin o çok sevdiği “üniversite diploması” sorunu, işsiz mi kalacak düşüncesi gibi birçok konu vardı çünkü önlerinde. Neyse ki biraz kendimi anlatma çabamla seçtiğim yola saygı duydular. Böyle bir aileye sahip olmak demek inandığın yoldan asla vazgeçmemekti çünkü.


Üniversiteyi bırakır bırakmaz iş hayatındaki yerimi aldım. İzmir’de bir tekstil firmasında asistan olarak başladım. Geçen 1 yılın özverili çalışmasının ardından hem koleksiyonları hazırlamaya hem de müşteri temsilcisi olarak çalışmaya başladım. Fakat zamanla o da yetmedi. Hazır giyimdeki tecrübe sahibi olmaya başladıkça özel tasarımda çalışma isteğim artıyordu.

Bu isteğime dayanamayıp yine İzmir’de özel tasarımda kendini kanıtlamış isimlerden birinin tasarım ekibinde çalışmaya başladım. İlk günler benim için tam bir hayal kırıklığıydı çünkü hazır giyimde alıştığım ofis ortamından özel tasarımdaki atölye ortamına alışmak baya zordu. Birkaç ayın sonrasında buraya alışmaya başlamışken defile hazırlıkları diye bir gerçekle yüzleştim. Aylarca gece-gündüz demeden çalışırken aslında yeni bir ailem olduğunu fark ettim. Kapanış defilesini muhteşem parçalarla tamamlarken defile sonrası gelen tüm alkışlar aslında bu yorgunluğun sebebini açıkladı bana.

Aslında her şey tam da oldu derken yine de aradığım şeyin bu olmadığına karar verdim. İstanbul’dan bir hazır giyim firmasından teklif aldım ve hayatımın yeni bir dönemini başlatmaya karar verdim. Kimisine göre çılgınlıktı bu teklifi kabul etmek kimisine göre de büyük cesaret. Bana göre ise hedeflerime giden yolda ağır ama emin adımlarla ilerlemek.

İstanbul sayfası çok heyecanlı başladı. Aslında ilk 2 ay sudan çıkmış balık misali sadece kendimi tüm olanların akışına bıraktım. Bu 2 ayın sonunda da yoluma bu firmayla devam edemeyeceğime emin oldum ve oradan da ayrıldım. Sonrasında 2 farklı başarısız denemem daha oldu ve oralarda da kısa süreli çalışmaların ardından ayrıldım.

Aslında böyle yazarken bile ne kadar geçici dönemler yaşamışım dedirtiyor insana. Çalıştığım ilk firmalardan birinden ayrılmadan hemen önce bir arkadaşım demişti ki “bulunduğun yerde memnun değilsen ağaç değilsin, yerini değiştir.” O günden sonra da kendime bir söz verdim; özellikle iş hayatımda, mutlu olmadığım ve beni tatmin etmeyen hiçbir yerde kalmayacaktım. Şimdiye kadar da hep bu sözüme sadık kaldım.

İstanbul’da bu başarısız denemelerim sonuçta pes ettiğim, yorulduğum, umudumu kaybettiğim bir dönem oldu. Geldikten 6-7 ay kadar sonra. Burada yapamayacağımı düşünüp İzmir’e döndüm. İnsan nereye “evim” diyorsa kendini en çok oraya ait hissediyor çünkü. O zamanlar İstanbul’a “evim” diyemiyordum ben de.

İzmir’de bu bir aylık uzun nefes almanın ardından hayat yine yolumu İstanbul’a çevirdi. Bugün hala çalıştığım denim firmasıyla anlaştım ve onlarla çalışmaya başladım. Artık istediğimi buldum derken hayatımda bir şeylerin hala eksik olduğunu düşünmeye başladım. Buna “klasik Dilek davranışı” diyebiliriz belki ama konu hayallerim ve hedeflerimse asla stabil kalamıyorum.

Ne istiyorum diye araştırmaya başladığım sıralarda İMA’nın Styling programıyla karşılaştım ve hemen kaydoldum. Hayatımın en’leri arasına girebilecek bir eğitim süreci geçirdim ve “stylist” olarak mezun oldum. Mezuniyetin birkaç ayı sonrasında da tesadüfi bir şekilde bir fotoğrafçıyla çalışmaya başladım ve çeşitli çekimler yaptık.


Artık tam zamanı dediğim noktada da uzun yılları tamamladığım denim firmasıyla ayrılmaya ve kendi markamı kurmaya karar verdim. “Yello-wish” i kurduğum şu günlerde iş hayatının en zorlu, en karmaşık yollarından geçiyorum. Sanki bir çocuğum varmış gibi artık. Geceleri uykularımı çalan, tüm özverimi tüm vaktimi kendisine isteyen, ağlatan, güldüren meşhur “markalaşma süreci”ndeyiz şimdi. Her şey çok karmaşık, her şey çok zorlayıcı. Çok kısa zaman içinde artık “Yello-wish” oldu ve tüm o engebeli yolları size anlatabilirim diyeceğim günü iple çekiyorum. Size mutluluktan ağlaya ağlaya “Yello-wish büyüdü!” yazımı yazabileceğim güne kadar, hoşça kalın!