Cemile – Cengiz Aytmatov

cengiz aytmatov cemile

Cengiz Aytmatov’un Cemile hikayesi neden evrenseldir? Mükemmel bir hikâye olan Cemile aslında yaşamda bizi sınırlandıran, kimliğimizi belirleyen şeyin içinde var olduğumuz kültürle ne denli yakından ilintili olduğunu göstermektedir.

Sanat üretimleri için yapılan “yerel olmadan evrensele ulaşılamaz” vurgusu edebiyatta karşılığını Cengiz Aytmatov ile bulmaktadır. Kendi özünden, kökünde beslenen yazar aslında sınırlı bir mekân ve zamanda mükemmel bir evrensel hikâye anlatmaktadır.

Cemile, eşini annesiyle küçük bir köyde yaşayan, canı isterse törelere uyan, biraz asi, bazen hoppa, güçlü dediğim dedik bir kadındır. Aslında kitabı okurken Anadolu köylerindeki “o biraz değişik” diye tabir edilen kendini ve ne yaptığını bilen kadınlardandır.

Yazarın deyimiyle “erkek gibi çalışan” Cemile yeri geldiğinde de durmasını ve gerçekleştirdiklerinin sorumluluğunu almasını bilen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Toplumun koyduğu kurallar kâh içinde yer alırken kâh sınırlarda dolanıyor. Bu sınırlar çok geçirgen olmakla birlikte geçmenin bedeli sert ve toplumdan topluma tıpkı sınırları gibi bedeli de farklılık göstermektedir.

Peki bu sınırlar bize neyi gösteriyor? Cemile aslında toplumun koyduğu sınırlar içerisinde hemen her toplumda olduğu gibi bekleyen konumunda. Erk sahibi orada olmadığı için onun dönmesini bekleyen, yuvanın tamamlanmasını bekleyen rolde sıkıştırılmış ve sınırlandırılmış. Aytmatov harika bir aşk hikayesi anlatmanın yanında aslında kadının toplumdaki konumu hakkında da ince ince bizi işlemiştir.

Bekleyen, güvenli sınırlar içerisinde kalan Cemile hikayesi boyunca sınıra ne denli yaklaşırsa yaklaşsın her daim evindeydi ve aforoz edilmemişti. Sınırı aşana dek o biraz farklıydı ve farklılıkları aslında onun karakterini belirleyen ve onun toplumdaki konumunu belirleyen şeylerdi de aynı zamanda. Ama Cemile ne zamanki “onu çağıran aşkın peşinden gitti” o zaman işte toplum onu yok saydı. Aşk sizi taçlandırdığı kadar çarmıha da gerer der Halil Cibran tıpkı Cemile’nin hikayesinde olduğu gibi.

Gelenekle aşk arasında kalan bir kadının hikayesi değil bu hikâye.

Asıl hikâye biraz fal. Asıl hikâye biraz kırılan beyaz cam. Beklemek zorunda bırakılan ya da tartışmasız bunu kabul etmek zorunda kalan bir kadın eğer sabretmezse yoldan çıkar. Bu yoldan çıkışın da geriye dönüşü yoktur. Çünkü sen artık sana biçilen rolü oynamamışsındır.

Kırgız kadınlarının bu hikâyeye bakışını anlatan Aminatou Echard’ın yönetmenliğini yaptığı 2018 yapımı JAMILIA isimli belgeseli bu hikâyenin kültürel zemini hakkında fikir sahibi olmak isteyenlere de ayrıca tavsiye ederim. Belgeselde Kırgız kadınlarına “Cemile’nin yerinde siz olsanız hangi seçimi yapardınız?” sorusu sorulduğunda aslında süregelen zamandan beri pek de bir şeyin değişmediğini göstermektedir.

Cemile’nin hikayesi ne bir başkaldırıdır ne de bir isyan. Cemile sadece birey olmak istedi. Cemile oynadığı oyunu kendi kurallarıyla oynadı. Yani Cemile gelenek ve aşk arasında bir seçim yapmadı onun derdi beklemekti. Cemile sadece beklemedi.

Cengiz Aytmatov cemile (1)

Cengiz Aytmatov Cemile’nin başkaldırmasını değil kendi olmasını istedi. Var olanı kendi olduğu gibi sevmek istedi. Seyit’in annesinin ağzından duyduğu sözler aslında hikâyenin tamamlanmasını sağlıyor. “Git. Sen de git! Sizin kanatlarınız var, istediğiniz yere uçarsınız. Belki haklı olan sizsiniz…”

Nihayetinde Cemile’nin hikayesi en sarp yollarda mutluluğu bulmaya mahkûm edilen bütün kadınların belki de kocaman bir kuşağın hayatının bir kesitidir.

Enver Sedat KURUBAŞ