Tereddüt

tereddüt filmi

Tereddüt: Eril tahakküm altında varlıklarını sürdürmeye çalışan kadınların hikayesi.

Öncelikle filmi etkileyici olarak tanımlamak gerektiğini düşünüyorum. Kadın, kadınlık konusunda bu kadar az yol kat ettiğimiz şu zamanlara kadar konunun özüne değinen pek az eserden biri oldu film. Etkileyici ve umut verici. Öncelikle Ecem Uzun’un muhteşem oyunculuğu beni etkilemesinde önemli bir etken oldu ve aynı şekilde Ecem Uzun’a partnerlik yapan Funda Eryiğit’in de bu muhteşem oyunculukta payının büyük olduğu kanısındayım. Film distopya olmasını istediğimiz ancak bütün gerçekleri yüzümüze vuran bir film dünyası-realite ekseninde dalgaların kıyıya çarpıp uzaklaşması gibi gidip gelmektedir. Bir distopya gibi kurgulanmış ancak tamamen gerçektir, hayattandır. Şehnaz ve Elmas erkek hegemonyasının olduğu biz dünya düzeninde var olmaya çalışan iki kadındır. Kendi özgürlük alanlarını oluşturmaya çalışan kadınlardır. Elmas daha çocuk sayılabilecek yaşına karşılık evlendirilmiştir, çocuk olmasına izin verilmemiştir. Şehnaz ise okumuş, görece güzel bir hayatı olan, seven-sevilen(!) bir kadındır. Filmde var olan iki karakterde bu ülkedeki iki uçta bulunan kadınları temsil gücüne sahiptir. Şehnaz ülkede belki de yaşam standardı konusunda çok az kadının sahip olabileceği bir kaliteye sahipken, Elmas bunun tam tersi olarak maddi imkansızlıklar içerisinde büyümüş ve yine evliliğinde de bu imkansızlıklar içine sıkıştırılmıştır. Bu kadar ayrı dünyaların insanı olan bu iki kadının yolları bir gün kesiştiğinde anlarız aslında ikisinin de aynı fırtınada dövülen kara parçası olduğunu. Eril tahakkümün sindirmeye çalıştığını. Bütün kadınların aynı ‘Erkek Terörünün’ bir mahkûmu olduğunu.

tereddüt
Tereddüt oyuncuları Ecem Uzun ve Funda Eryiğit

Film çığlıklar anlatıyor bizi anlamak istemediğimiz birçok şeyi. “Erkek Terörü” diyerek filmin değinmek istediği birçok konuyu da kenara atmak kesinlikle çok yanlış olur aslında. Din, gelenek, baskılar, göz yuman aileler, komşular bunlardan birkaçıdır. Tüm bu unsurlar duvarlar arasına hapsetmeye çalıştıkça kendilerine kaçacak yer bulur iki kadında. Elmas için bu evinin balkonudur, küçük ama en büyük nefesi aldığı balkon, Şehnaz içinse doktor arkadaşıdır -adını şu an hatırlayamadığım Okan Yalabık’ın canlandırdığı karakter-.

Yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun sadece bir kadın hikayesi anlatmadığı filmde senaryo ince elenip sık dokunmuş. Filmin dünyasında kopma yaşamıyoruz film boyunca ve bu karakterleri, ortamı ve üzerlerinde kurulan baskıyı anlamamıza fazlasıyla yardımcı oluyor. Yönetmen adeta karakterlerin üzerlerinde hissettiği baskıyı bizim de hissetmemizi sağlıyor bu yönden de Yeşim Ustaoğlu’nun kendinden emin ve ne istediğini biliyor oluşu filminin bu kadar net ve başarılı olmasını sağlamıştır. Ancak bütün bu güzelliklerin yanında kafama takılan bir sorunda var. Yıllardır söylenen ve filmde anlatılmak istenen kadının üzerindeki baskının tek nedeni geri kalmışlık olmadığı fikri filmde yenilenmiş. Yani her şeyin yolunda gittiği bir hayat yaşayan Şehnaz ve hiçbir şeyin yolunda gitmediği bir hayat yaşayan Elmas çok benzer problemler yaşamışlardır. Bu söylemi yenilemek yerine bu gerçeğe nasıl bir çözüm buluruz çerçevesinde gelişen bir film görsek daha doyurucu olmaz mıydı? Peki filmin bir çözüm sunmak yerine sadece var olan bir problemi ortaya koyması filmin sanatsal değerinde eksilmeye neden olur mu? Bence hayır ancak izleyici olarak zaten yıllardır söylenen bir problemi tekrar tekrar duymak yerine bir çözüm görmek çok daha doyurucu olurdu.

Sonuç olarak; ‘Bütün çarşafları düzelttim, dümdüz yaptım hepsini, böyle böyle düzelttim böyle böyle…

Enver Sedat KURUBAŞ